Kendimce Gözlemeler

Ankara’da Soğuk Bir Kış Günü!


Ankara’da Bir Kış Günü

Hiç sev(e)memişimdir Ankara’yı. Nedendir bilmiyorum, ama oradayken havasızlık hissine kapılıyorum her daim. Hâlbuki hayatımdaki önemli şehirleri bir sıralamaya soksam üçüncü sırada gelir Ankara! Kızılay’da, kitapevlerinin önünden geçerken daha bir sıkılıyorum. Garip, anlamsız bir duyguya kapılıyorum orada. Belki de oldum olası siyaseti sevemediğimdendir… Oysa Ankara’da o kadar çok güzel hatıralarım var ki… Bir o kadar da kötüleri…

Sadece gezmek amacıyla gittiğim ilk şehirdir Ankara! En zevkli, en eğlenceli yolculuklarımı yaptığım, birbirinden değerli harika dostluklar bulduğum şehirdir Ankara! Öz ağabeyim kadar sevebileceğim bir insanı kazandıran şehirdir Ankara! Hayattaki tek dikili ağacımın bulunduğu şehirdir Ankara! Bir daha gitmemek için tövbe ettiğim, ama dostlarımın yanında olabilmek ve oradaki dostlarımı tekrar görebilmek için tövbemi bozduğum şehirdir Ankara! Bunlar güzel yanı…

Üç senemi harcayıp yok ettiğim, bu uğurda birkaç dostumu gözden çıkardığım, pişmanlıklarla dolu, büyük yalanlar ve oyunların ortasında kaldığım şehirdir Ankara! Ulus’un o temiz görünen, ama içerisinde pislikler dönen otellerinde sabahlamak zorunda kaldığım şehirdir Ankara! Neşeyle gittiğim, öfkeyle döndüğüm şehirdir Ankara! Bunlar da kötü yanı…

Ne de güzel oldu tövbemi bozduğum… İstanbul Zekirdek’in geleneksel olarak düzenlenen 6. Tavla turnuvasında başladı macera… Turnuvadan bir gün önce şehir dışından gelen misafirleri ağırladığımız Kallavi’de ortaya çıkan bir düşünceyle başladık. İstanbul Zekirdek Türkiye Turunda! Fikirler ortaya döküldü, fakat ilk durak Ankara denildiğinde bozulmuştum. Tövbeliydim Ankara’ya! Hoş, zaten gidecek durumum da yoktu. Her şeyden önce gidilecek gün Pazar günüydü! O gün akşam işte olmam gerekiyordu. İkincisi ise organizasyon ay sonuydu ve cepteki para suyunu çekmek üzereydi. Şirketten belki biraz avans alabilirdim, ama akşam işte olmak mecburiyeti kafamı karıştırıyordu. Fakat bu yolculuk da kaçırılmazdı. Hiçbir şey değil, sırf trenle gidilecek olması bile o kadar çok cazip geliyordu ki. Tüm imkânlarımı kontrol ettim, denedim ve organizasyon gününün sabahı gözümü kararttım.

Zafer’i arayarak bana bilet ayarlamasını istedim. Nasıl olsa tren sabahın kör bi vakti varıyordu Ankara’ya, akşama doğru da otobüsle döner işe yetişirim hesabını yaptım. O zamana kadar ne yaşansa kârdır diyerek verdim kararımı. Beni tek düşündüren şey uykusuzluğumu nasıl yeneceğimdi! Zira Cuma akşamı yataktan kalkıp işe giderek sabaha kadar çalışmaktan zaten yorulmuştum. Bir de Zeki Kayahan Coşkun’un gösterisi vardı akşama. İzleyicileri servisle Maltepe’ye götürmek ve gösteriden sonra tekrar Taksim’e getirmek durumundaydık. Yani Cumartesi günü de uyku yok demekti bu! Tüm bunların üstüne Zeki’nin, salonda kurduğu kameranın başına beni geçirip “tüm gösteriyi kayda al” demesiyle tam 2,5 saatimi oturmadan ayakta geçirmek durumunda kalmam hepten yordu beni…

Uyumam lazım!

Yoksa Ankara’da zombi gibi dolaşacağım! Vakit geldi, trene binildi ve hareket ettik… Bizimkiler trendeki koltuklarla güreşip bir şeyler yapmaya çalışırken ben tekli koltuklardan birisine oturup uyumayı denedim, ama nafile! Zafer’in “abi hadi bir şeyler yiyip içelim” ısrarı, Mustafa, Coşkun, Gökhan ve Sertaç’ın batak masası kurma çabası, Âdem’in laptopumla ilişki kurmaya çabalaması, Zehra’nın her fırsatta “ben elit bir yazarım” diye çığırması, Ayşe’nin, Ali’nin ve Rüveyda’nın gülüşmeleri gibi etkenlerin hepsi uykuma bir engel gibiydi! Bir tek garibim Leyla kenarda sessiz sakin oturmaktaydı… Kerim mi? Yerinde durmadı ki. Kâh koltukları çevirmeye çalıştı, kâh bir masadan bir masaya uçtu… Velhasıl trenin restoranına geçtik. Zafer’in telefonundan çıkan kısık sesli şarkılarla yapılan ufak fasıl ve de güzel bir sohbet eşliğinde, Âdem’in “süt” dediği içecekten üç kadeh devirip tekrar koltuğuma geçtim… Ve uyudum!..

Ve İşte Ankara!

Kendime gelip (uyanıp) gözlerimi açtığımda hava aydınlanmak üzereydi. Tekrar gözlerimi kapattım. İçimden “sanırım Sincan taraflarındayız” diye geçirirken bizimkilerin kendi aralarında konuşmalarından tahminimin doğru olduğunu anladım. Ekibin en sevecen (sapık) ruhlu adamı Mustafa’nın, herkesi uyandırmak için uyguladığı günaydın öpücüğü tacizine istifimi bozmadan cevap verdim, ama ikinci kez gelip öpünce kalkmaya karar verdim.

Trenden indiğimizde gözlerim ahretliğim Öznur’u aradı. Bizden önce gider bizi karşılar diyordum ama yanılmışım… Ne güzel “abe evde kaldık be yaa” muhabbeti yapacaktık. Kısmet değilmiş… Gele gele Ankaralı Mustafa geldi yanımıza! Sonra da Rıdvan katıldı bize… Mustafa’ya “bizi Anıtkabir’e götür” dediğimizde Kızılay’a doğru yol almaya başladık. Sonradan kendisinin de fark etmesiyle yanlış yöne gittiğimizi anlayarak gerisin geri Tandoğan’a döndük. Orada anladık ki, Ankaralı Mustafa, Ankara’yı bilmiyor! :) Gün boyu çok kızdırdım Mustafa’yı ama hepsi tatlı atışmalardı sadece… :)

Anıtkabir’in girişinde kapının açılmasını beklerken, Âdem’in verdiği ara gazla birkaç kişi Maltepe’ye doğru yol alıp zar zor bir pastane bulduk. Birer çay içip içimizi ısıtarak tekrar Anıtkabir’e döndük. Aslanlı Yol’un girişinde yakaladığımız ekibimizle beraber yürüdük o muhteşem Aslanlı Yol’u! Anıtkabir’i gördüğümde kapıldığım hissiyat bambaşkaydı… Kendime kızıp durdum… “En az 30 kere geldin Ankara’ya, nasıl buraya daha önce gelmezsin” diye söylendim kendi kendime. Bir daha ki sefere sırf Anıtkabir için gideceğim Ankara’ya! Soğuk hava yüzünden fazla duramadığım o güzel mekânı bir de sıcak havada ziyaret etmek için!

Kızılay’a geldiğimizde, metrodan çıkarken gördüğümüz çok çok 10 basamaklı yürüyen merdiven hepimizi şaşkına çevirmişti! Amacı neydi ki onun? Hayır, o kadar da geldim gittim Ankara’ya, o metro istasyonlarında cirit attım, o güne kadar nasıl fark etmedim ki o merdiveni! Üzerine türlü türlü espriler yaparak kahvaltı mekânımız olan Ormancı’ya doğru yol aldık. İçeriye girdiğimizde gelmemizi bekleyen 15 20 kadar Ankaralı dostumuzla bir araya geldik. Hepsiyle tek tek kucaklaşıp sarıldıktan sonra, Ankaralı dostlarımızdan Ali’nin de yardımlarıyla kahvaltılarımızı sipariş edip midemize indirdik.

Senelerdir Zekirdek’te olan, konuştuğumuz, sohbet ettiğimiz, ama ilk kez organizasyona katıldıklarından ilk kez canlı olarak gördüğümüz yüzler vardı aramızda. İlk kez elini sıktığın, tokalaştığın kişiler, fakat yıllardır dost gibiler. Hepsi birbirinden sıcakkanlı, hepsi birbirinden sevecen insanlar. Sanki ruhlarımız Kâlû Bela’da yan yanaydı da, dünyada tekrar karşılaşmış gibi… Zekirdeğin böyle bir tılsımı var işte… Sohbetler edildi, dostluklar pekişti. Kimisini 2 sene, kimisini 3 sene önce gördüğümüz dostlarımızla hasret giderdik. Yeni gördüğümüz dostlarımızla kaynaştık. Ormancı bize dar geldi diyerek Mithatpaşa’ya doğru yol aldık.

Ankara Zekirdek’in vazgeçilmez mekânlarından biri olan Yörem Cafe’ye 35 kişi birden girince bir yer hengâmesi yaşandı. Bu hengâmeden yararlanıp, yanıma rehber olarak Ankaralı Ali’yi alarak sohbet ede ede İzmir Caddesine otobüs biletimi almak için gidip geldik. Ben oldum olası hızlı yürüyen biriyimdir. Bazen yanımda biri olduğunu unuturum. Neticede bunda da öyle oldu. Hiç belli etmedi Ali’cim, ama bana ayak uydurabilmek için ter dökmüş sonradan öğrendim. Valla dalgınlığıma geldi be Ali, kusura bakma. :( Döndüğümde herkes ayrı bir havadaydı… Kimi grup okey oynuyordu, kimisi batak oynamaktaydı. Ben de Mustafa’nın yanına ilişiverdim… Vakit geçtikçe bizim masa kalabalıklaşmaya başladı. Üst kata çıkıp daha geniş bir yere oturmuştuk ki, Nil abla geldi. Onu da özlemişim, uzun zaman oldu görmeyeli. Yalnız hiç yaşlanmıyor yahu! 6 senedir tanırım, hep aynı Nil abla, hiçbir değişiklik yok… Neyse ki, onun tavsiyesine uyup toplu olarak Beşevler’e doğru hareket ettik tekrar. Orada bulduğumuz daha ferah bir mekânda oturup biraz daha takıldıktan sonra benim gitme vaktim gelmişti… Herkesle tek tek vedalaştım ve bizim ekipten ayrılıp İstanbul’a dönmek üzere Aşti’nin yolunu tuttum…

Ankara’da soğuk, ama sıcaklıklarla dolu bir kış günüydü… Ve ben hiç üşümedim!..

www.twitter.com/atifyildirim

Reklamlar

Ankara’da Soğuk Bir Kış Günü!” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s